24 Mayıs 2016 Salı
Gönderen
Tarihsayfaniz
İstanbul’un adaları içinde, Adalar kümesine en uzak olan ada Sivri Ada’dır. Hayırsız Ada olarak da
bilinen Sivri Ada, Bizans döneminde diğer İstanbul adaları gibi sürgün adası olarak
kullanıldığı gibi, inzivaya çekilen Bizans din adamları kalmıştır. İstanbul'un fethinden
beri köpekler de şehrin bir parçası haline gelmişti. Bizans döneminde daha çok kedilerin hakim olduğu kentte, Türklerle
birlikte köpekler dokunulmazlık kazanmıştı. Sokaklarda, caddelerde serbestçe dolaşan köpekler, yabancıları çok şaşırtıyordu. İstanbul'un fethinden beri köpekler de şehrin bir
parçası haline gelmişti. Bizans döneminde daha çok kedilerin hakim olduğu kentte, Türklerle
birlikte köpekler dokunulmazlık kazanmıştı. Sokaklarda, caddelerde serbestçe dolaşan köpekler, yabancıları çok şaşırtıyordu.
Osmanlı’da Mancacılık diye bir meslek
vardı. Manca kedi, köpek yiyeceği demektir. Mancacı ise, bu yiyecekleri
satan kimseye denirdi. Eğer sokak hayvanlarını besliyorsanız Mancacı’dan bu yiyecekleri alıp hayvanlara veriyor
veya Mancacı’ya para veriyor o
sizin yerinize sokak hayvanlarını düzenli olarak
besliyordu.
İstanbul'daki köpeklerin ilk kez başının belaya girmesinin
sebebi İngiliz bir turisttir.
Galata'da gezerken köpek saldırısına uğrayan turist,
bastonuyla kendini savunmaya çalışsa da kaçarken yüksek bir yerden düşüp ölünce İngilizler ültimatom verir. Sultan
II. Mahmut sokak köpeklerinin toplanıp şehrin dışına bırakılmasına karar verir ama halkın tepkisi sultana
geri adım attırır. İstanbul halkı, köpeklerin şehri belalardan
koruduğuna inanır. 1865 senesinde
(Sultan Abdülaziz dönemi) artan köpek nüfusu harekete için geçerler. Köpeklerin toplanıp boğazdaki Hayırsız Ada'ya bırakılması kararlaştırılır. Toplanılan sokak köpekleri adaya
vapurlarla sevk edilir. Tam bu sırada gerçekleşen büyük İstanbul yangını, Beyazıt’tan Gedikpaşa’ya kadar evleri kül eder. Halk bu büyük felaketi köpeklerin şehirden yollanmasına bağlar. İkinci bir emirle köpekler adadan alınır ve geri İstanbul sokaklarına getirilir. II. Abdülhamit döneminde çıkan kuduz salgınına rağmen, padişah köpekleri boğdurmak, yaktırmak veya şehir dışına yollamak yerine
kuduzla savaşmayı seçer. Kuduzu engellemek
için dünyanın üçüncü kuduz enstitüsünü İstanbul'da açtırır. Köpekler son rahat yıllarını bu dönemde geçirir.
İttihat Terakki dönemi ise köpekler için sonun başlangıcıdır. Belediye Başkanı Suphi Bey sokaklardaki
köpek nüfusundan çok rahatsızdır. İktidardaki İttihatçılar’dan da destek alır. İstanbul nüfusunun 1 milyon olduğu o günlerde sokak köpeklerinin sayısı 80 bini aşmıştır. Batılılaşma hareketiyle,
modernleşmek için Osmanlı’nın masum köpekleri,
Hayırsız Ada toplama kampı kararları yeniden yürürlüğe konur.
1910 Haziran’ında 80 bin köpek toplanmaya başlanır. Hiçbir Türk, Hilâl'e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemez. Bu
yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirilir. Demir
kıskaçlarla , zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından götürecek olan mavnalara
atmışlardır.
Köpekler toplandıktan sonra vapurlarla
adaya bırakılır. Köpekleri Haziran sıcağında Güneşten korunabilecekleri
bir ağaç bile yoktur. İstanbul'un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yer aldığı Hayırsız Ada, Marmara'nın ortasında çöle benzeyen bir kayadır.
İçecek bir damla su
yoktur, adada köpeklerin yiyecek
bulması imkansızdır. Köpekler orada açlıktan ve susuzluktan ölmüşlerdir ve bilinçlerini
yitirdiklerinden birbirlerini yemişlerdir.
Hayırsız Ada da 80 binden fazla köpek açlığa, susuzluğa ve sıcağa terk edilmiştir. Üç ay boyunca Hayırsız Ada'ya tekneyle yeni köpek getirilmiş. Çaresiz köpeklerin acı iniltileri İstanbul sokaklarında duyulduğu söylenmektedir.
"Hayvan Partisi"ne mensup bir grup üye 04 Haziran 2012’de Hayırsız Ada'da (Sivri Ada)'da 1910 Yılında adaya terkedilen 80 bin köpeğin anısına bir "anı taşı" dikmiştir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder